20 Mart 2014 Perşembe

GEZİ GÜNCESİ (ŞANSLI URFA 2)
Bir önceki yazımızda Şanlıurfa’nın yemek kültüründen bahsettik. Biraz da Urfa’nın dini motiflerine değinmek istiyorum. Urfa gerçekten mistik bir şehir. Dini motifleri değil sadece bu mistik havayı veren; köklü tarihi, her köşe başındaki konakları, tarihi eserleri, yüzyıllar geçmesine rağmen eski görünümünü koruyan taş yollarla örülü sokakları, yöresel kıyafetler giymiş kadınları ve erkekleri ile Şanlıurfa’da ruhani bir hava hâkim.
Urfa’ya gider gitmez ilk ziyaret ettiğimiz yer Balıklıgöl oldu. Balıklar hala o eski balıklar mıdır bilmem ama beni hayatım boyunca en çok etkileyen yerlerden biridir Balıklıgöl. Belki de mekâna sinmiş dini olaylardır insanda bu etkiye uyandıran. Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, bu vaka üzerine bütün hayvanların ağlayıp ağıt yaktığı yer. Küçücük bir serçenin Hz. İbrahim’i kurtarmak için ateşe atılırken, hiçbir şey yapamasam bile uğrunda ölürüm kül olurum, dediği yer. Bu kadar büyüleyici ve etkileyici olması o nedenle galiba. Balıklıgöl’de ilk defa evcil balıklarla karşılaştım. Buradaki balıklar gerçekten çok ilginç. Biz balıkları hep soğuk hayvanlar olarak biliriz. Hatta biraz da akılsız. Bu yüzden zaten balık hafızalı tabiri çıkmıştır. Balıklıgöl’ün balıkları sanki insanı anlıyor ve dinliyor. O kadar alışmışlar ki elinize yemi aldığınız andan itibaren önünüzde bir balık yığını oluşuyor. Gerçekten görülesi bir manzara bu. Üste üste çıkıp birikerek attığınız yemleri almaya uğraşıyorlar. İnanmazsınız ama yem peşinde oluşan bu balık yığınına elimi sokup kedi gibi sırtlarını okşadım. Balıklıgöl balıklarının yanında geniş bir alan. Yemyeşil ağaç ve çimenlerle, rengarenk çiçeklerle güzel dekore edilmiş. Gölün üzerinde irili ufaklı köprüler var. Birkaç tane de restaurant ve kafe. Bu kafelerde Urfa’nın meşhur menengüç kahvesini içebilir huzur dolu havayı teneffüs edebilirsiniz. Balıklıgöl bilindiği gibi Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe attığı yer. İnanışa göre ateş göle odunlar da balıklara dönüşmüş. Burada İbrahim Makamı denilen bir yer var. İçeri girip namaz kılıyor ve dua ediyorsunuz. Yine bir kaleye de sahip bu yer. İsterseniz bu kaleyi de ziyaret edebilirsiniz. Fakat unutmayın Urfalıların inanışına göre kaleye çıkan Şanlıurfa’da kalıyor. Benden söylemesi.
Şanlıurfa’nın bir başka dini yeri Hz. Eyüp’ün çilehanesi. Hz. Eyüp’e Allah tarafından bir dert isabet eder. Öyle ki bütün vücudunu yaralar kaplamaya başlar. Artık bu yaralar öyle dayanılmaz bir koku oluşturur ki o yerde yaşayanlar Hz. Eyüp’ü şehir dışına çıkarmak zorunda kalırlar. Burada kendisine bir mağara bulan Hz. Eyüp burada sürekli Allah’a ibadet ve dua etmektedir. Hz. Eyüp halinden hiç şikayet etmez. Karısı her gün şehirden gelip kocasına yemek getirmektedir. Bir gün Hz. Eyüp’ün yaraları ağzından içeri girmeye ve dilini kaplamaya başlar. Hz. Eyüp bu yüzden Allah’ı zikredememeye başlar. Bunun üzerine ilk defa Allah’a hastalıklarını iyileştirip tekrar eski ibadet gücünü vermesi için dua eder. Allah, Hz. Eyüp’ün duasını kabul eder ve orada şifalıbir su bitirir. Bu suya girip yıkanan Hz. Eyüp iyileşir ve gençleşir. Allah tarafından bir lütuf olarak karısına da gençlik bahşedilir ve daha uzun yıllar birlikte yaşarlar.
Hz. Eyüp’ün çilehanesi oldukça küçük bir yer. İnsan burada yılların nasıl geçtiğine hayret ediyor ve Hz. Eyüp’ün ne kadar büyük bir zat olduğunu anlıyor. Zaten çilehanenin kapısında şu ayet yer alıyor: “Eyüp’ü de hatırla. Hani o Rabbi’ne, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.” Biz de çilehanenin içeri girdik ve dua ettik. O psikolojiyi anlamaya, Hz. Eyüp’ü orada hissetmeye çalıştık. Hala şifalı olduğuna inanılan sudan içerek dertlerimize şifa aradık.

Şanlıurfa’yı iki yazıya sığdırmaya çalıştım ama belki de şehrin onda birini bile anlatamadım. Eğer yolunuz bir gün Urfa’ya düşerse hiç tereddüt etmeden girin ve gezin. İnanın birden fazla kere gitmek tekrar ziyaret etmek isteyeceksiniz. Yediğim tatlıların içtiğim kahvenin tadı hâlâ damağımda; Hz. İbrahim’in makamında ve Hz. Eyüp’ün çilehanesinde duyduğum huzur hâlâ içimde. Renkli kişilikli insanları ve giydikleri ışıl ışıl yöresel kıyafetler, Harran’ın tarihi eserleri ve orada karşılaştığım birbirinden güzel çocuklar hala aklımda. Eğer yolum yine o tarafa düşerse tereddüt etmeden ben de gideceğim.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder