GEZİ
GÜNCESİ (ŞANSLI URFA 2)
Bir
önceki yazımızda Şanlıurfa’nın yemek kültüründen bahsettik. Biraz da Urfa’nın
dini motiflerine değinmek istiyorum. Urfa gerçekten mistik bir şehir. Dini
motifleri değil sadece bu mistik havayı veren; köklü tarihi, her köşe başındaki
konakları, tarihi eserleri, yüzyıllar geçmesine rağmen eski görünümünü koruyan
taş yollarla örülü sokakları, yöresel kıyafetler giymiş kadınları ve erkekleri
ile Şanlıurfa’da ruhani bir hava hâkim.
Urfa’ya
gider gitmez ilk ziyaret ettiğimiz yer Balıklıgöl oldu. Balıklar hala o eski
balıklar mıdır bilmem ama beni hayatım boyunca en çok etkileyen yerlerden
biridir Balıklıgöl. Belki de mekâna sinmiş dini olaylardır insanda bu etkiye
uyandıran. Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, bu vaka üzerine bütün hayvanların
ağlayıp ağıt yaktığı yer. Küçücük bir serçenin Hz. İbrahim’i kurtarmak için
ateşe atılırken, hiçbir şey yapamasam bile uğrunda ölürüm kül olurum, dediği
yer. Bu kadar büyüleyici ve etkileyici olması o nedenle galiba. Balıklıgöl’de
ilk defa evcil balıklarla karşılaştım. Buradaki balıklar gerçekten çok ilginç.
Biz balıkları hep soğuk hayvanlar olarak biliriz. Hatta biraz da akılsız. Bu
yüzden zaten balık hafızalı tabiri çıkmıştır. Balıklıgöl’ün balıkları sanki
insanı anlıyor ve dinliyor. O kadar alışmışlar ki elinize yemi aldığınız andan
itibaren önünüzde bir balık yığını oluşuyor. Gerçekten görülesi bir manzara bu.
Üste üste çıkıp birikerek attığınız yemleri almaya uğraşıyorlar. İnanmazsınız
ama yem peşinde oluşan bu balık yığınına elimi sokup kedi gibi sırtlarını
okşadım. Balıklıgöl balıklarının yanında geniş bir alan. Yemyeşil ağaç ve
çimenlerle, rengarenk çiçeklerle güzel dekore edilmiş. Gölün üzerinde irili
ufaklı köprüler var. Birkaç tane de restaurant ve kafe. Bu kafelerde Urfa’nın
meşhur menengüç kahvesini içebilir huzur dolu havayı teneffüs edebilirsiniz.
Balıklıgöl bilindiği gibi Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe attığı yer. İnanışa
göre ateş göle odunlar da balıklara dönüşmüş. Burada İbrahim Makamı denilen bir
yer var. İçeri girip namaz kılıyor ve dua ediyorsunuz. Yine bir kaleye de sahip
bu yer. İsterseniz bu kaleyi de ziyaret edebilirsiniz. Fakat unutmayın
Urfalıların inanışına göre kaleye çıkan Şanlıurfa’da kalıyor. Benden söylemesi.
Şanlıurfa’nın
bir başka dini yeri Hz. Eyüp’ün çilehanesi. Hz. Eyüp’e Allah tarafından bir
dert isabet eder. Öyle ki bütün vücudunu yaralar kaplamaya başlar. Artık bu
yaralar öyle dayanılmaz bir koku oluşturur ki o yerde yaşayanlar Hz. Eyüp’ü
şehir dışına çıkarmak zorunda kalırlar. Burada kendisine bir mağara bulan Hz.
Eyüp burada sürekli Allah’a ibadet ve dua etmektedir. Hz. Eyüp halinden hiç
şikayet etmez. Karısı her gün şehirden gelip kocasına yemek getirmektedir. Bir
gün Hz. Eyüp’ün yaraları ağzından içeri girmeye ve dilini kaplamaya başlar. Hz.
Eyüp bu yüzden Allah’ı zikredememeye başlar. Bunun üzerine ilk defa Allah’a
hastalıklarını iyileştirip tekrar eski ibadet gücünü vermesi için dua eder.
Allah, Hz. Eyüp’ün duasını kabul eder ve orada şifalıbir su bitirir. Bu suya
girip yıkanan Hz. Eyüp iyileşir ve gençleşir. Allah tarafından bir lütuf olarak
karısına da gençlik bahşedilir ve daha uzun yıllar birlikte yaşarlar.
Hz.
Eyüp’ün çilehanesi oldukça küçük bir yer. İnsan burada yılların nasıl geçtiğine
hayret ediyor ve Hz. Eyüp’ün ne kadar büyük bir zat olduğunu anlıyor. Zaten
çilehanenin kapısında şu ayet yer alıyor: “Eyüp’ü
de hatırla. Hani o Rabbi’ne, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise
merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını
kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet
ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla
beraber bir mislini daha vermiştik.” Biz
de çilehanenin içeri girdik ve dua ettik. O psikolojiyi anlamaya, Hz. Eyüp’ü
orada hissetmeye çalıştık. Hala şifalı olduğuna inanılan sudan içerek
dertlerimize şifa aradık.
Şanlıurfa’yı
iki yazıya sığdırmaya çalıştım ama belki de şehrin onda birini bile anlatamadım.
Eğer yolunuz bir gün Urfa’ya düşerse hiç tereddüt etmeden girin ve gezin.
İnanın birden fazla kere gitmek tekrar ziyaret etmek isteyeceksiniz. Yediğim
tatlıların içtiğim kahvenin tadı hâlâ damağımda; Hz. İbrahim’in makamında ve
Hz. Eyüp’ün çilehanesinde duyduğum huzur hâlâ içimde. Renkli kişilikli insanları
ve giydikleri ışıl ışıl yöresel kıyafetler, Harran’ın tarihi eserleri ve orada
karşılaştığım birbirinden güzel çocuklar hala aklımda. Eğer yolum yine o tarafa
düşerse tereddüt etmeden ben de gideceğim.







